YILDIZSAVAŞLARI.COM - STEVE PERRY RÖPORTAJI:

YS.COM: En baştan başlayalım. Star Wars’u ilk ne zaman seyrettiniz ve izlediğiniz zaman ne düşündünüz?

S.P.: Bir Salı günü öğleden sonra izlemiştim, gösterime girişinin ilk haftasıydı. Salı günleri boş günümdü. Gittiğim sinema da Baton Rouge, Louisiana’daki Bon Marche Alışveriş Merkezi’ndeydi. Filme bayılmıştım. Ölüm Yıldızı’na düzenlenen saldırı sırasında Darth Vader’ın gemisinin takla atarak uzaklaşması üzerine içimden “Devamı gelecek, evet!” demiştim.

YS.COM: Star Wars kitapları yazmak ile ilk ne zaman haşır neşir olmaya başladınız?

Aliens versus Predator: PreyS.P.: Bantam’da Tom Dupree için “The Mask” filminin romanını yazmıştım. Onun biraz acelesi var gibiydi, işin ucundaki para tatmin edici değildi ve kendini bana bir iyilik borcu varmış gibi hissediyordu, bu yüzden Shadows of the Empire’ı bana teklif etti. İlk birkaç Aliens romanını yazdığım için Dark Horse’dan Mike Richardson yaptığım işleri beğendi ve Lucasfilm’deki bağlantılarına benim iyi bir seçim olacağıma dair bilgi vereceğini belirtti.

YS.COM: Bir multimedia projesi olarak Shadows of the Empire’ı oluşturan pek çok yan unsur ve kişiler oldu. Sizin romanınız hikayenin bir kısmını anlatırken, çizgi roman ve video oyunu da arada kalan boşlukları doldurdu. Hikayedeki tüm bu noktaları kusursuz bir biçimde birbirine bağlamak ve diğer unsularla çakışmasını engellemek nasıl mümkün oldu?

S.P.: San Francisco’ya uçup Skywalker Çiftliği’ne gittim ve orada projenin başlıca oyuncularıyla tanıştım. Büyük bir masada oturup hikayenin akış çizgisini oluşturduk. Notlar alıp eve gittim, detaylı bir taslak çıkardım ve bu da daha sonrasında olanlar için bir şablon yerine geçti.

Yazım sırasında diğer insanlarla da telefon ve email aracılığı ile görüşerek yollarımızın kesişmediğinden emin olduk.

YS.COM: Yine sizin tarafınızdan yazılan Shadows of the Empire: Evolution çizgiromanının sonunda Dash Rendar ve Guri’nin takım haline geldiklerini görüyoruz ve gelecekte olası maceralara gireceklerine dair bir ipucu veriliyor. Bu iki karakterin hayatları sizce hangi yönde olacak? Onlar için son bir hikaye daha yazmak ilginizi çeker miydi?

Shadows of the Empire: EvolutionS.P.: Doğrusu bu ilgimi çekerdi. Zaman zaman birlikte yazdığım arkadaşım Michael Reaves ve benim aklımıza Dash karakterini kullanabileceğimiz bir fikir geldi ve bunu Del Rey/Lucasfilm’e sunduk fakat şu ana kadar bu yönde bir çalışma yapmak isteyip istemediklerine dair bir yanıt gelmedi.

YS.COM: Shadows of the Empire’ın dönüm noktasını oluşturan karakter, Black Sun (Kara Güneş) adlı suç örgütünün lideri olan Prens Xizor idi ve bu karakterin galakside Palpatine ve Vader’dan sonra gelen en güçlü üçüncü kişi olduğu biliniyordu, ancak galaksinin bazı sakinleri onun varlığından dahi birhaberdi.  Bu fikir nasıl oluştu?

Prens XizorS.P.: Lucasfilm’in bulduğu bir proje ismi vardı ve Xizor ismini ben projeye dahil olmadan önce bulmuşlardı. Amacımız Star Wars evreninde bir yer altı suç örgütü fikrini oturtmaktı. 94’te masanın başına geçtiğimizde işin içinden çıkmak için öncelikle Xizor için bir geçmiş oluşturduk ve Black Sun ismini kullandık. Bunu daha önce yazdığım bir kitapta mafyayı temsil etmek için kullanmıştım ve iyi bir etki bırakmıştı.

Xizor’un godfather gibi gölgelerde takılan biri olmasını istedik.

YS.COM:  Shadows of the Empire, karbon içinde dondurulmuş olduğundan Han Solo’nun aksiyona dahil olamadığı bir kitap. Corellia’lı kaçakçı Dash Rendar onun yerini doldurup Luke, Leia, Lando ve Chewie ile maceraya katılıyor. Bazı okurlar onu bir Han Solo klonu olmakla suçladılar, ki bir noktada zaten bu kaçınılmazdı. Bununla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Bu geliştirme ve yazma aşamalarında da sorun oldu mu?

Dash RendarS.P.: Bazılarının Dash’ı Han’ın küçük kardeşi olarak göreceklerini biliyorduk, zaten aşağı yukarı kendisi de öyle. Han’a, veya onun gibi birine ihtiyacımız vardı. O hikayeye bir şeyler katıyor ve onu kullanamayacağımızı biliyor olduğumu için biz de Dash’i yarattık. Han ve Dash’in bir araya gelip giriştikleri bir macerayı anlatan bir hikaye yazmayı isterdim.

YS.COM: Shadows of the Empire projesinde tanıtılan karakterlerden belki de en akılda kalanı Guri idi. Önceki Star Wars eserlerinde de insan replikası droidler vardı fakat “modern genişletilmiş evren” de Guri, türünün ilk örneği idi. İnsan replikası droid fikrini geliştirirken nerden esinlendiniz? Blade Runner veya başka bir şey mi?

GuriS.P.: Hem güzel, hem de karakterlerin en ölümcülü olan birini yaratmak istedim, hani filmlerde olur ya. Ve kölecilik fikri ile de biraz haşır neşir olmak istedim, ki buna da Star Wars evreninde zaten değinilmekte ancak pek de üzerinde durulmuş sayılmaz. SW’da üç çeşit köle var – insanlar, droidler ve klonlar, ve Guri gibi bir “eşya” fikrinin üzerine yoğunlaşmak ilginç olur diye düşündüm.

YS.COM: ESB ve ROTJ arasında, Luke çok istikrarsız bir pozisyondaydı: Vader’ın babası olduğunu öğrenmişti, Güç ve Obi Wan’a olan sadakati sarsılmıştı, sağ elini kaybetmişti…Tam olarak bir Jedi değildi fakat Güç’teki yetenekleri hatrı sayılır derecede gelişmişti. Bir geçiş döneminde bulunan Luke gibi bir karaktere olan yaklaşımınız nasıl oldu?

S.P.: Durum kesinlikle böyle idi – Bölüm 4’ün sonundaki mızmız çocuktan, Bölüm 6’da Jabba’nın Sarayı’nda ortaya çıkan Jedi haline gelene kadar neler geçirdiğini göstermek istedim.

YS.COM: Şu ana kadar Michael Reaves ile iki Star Wars projesi üzerinde çalıştınız: 2004’te yayınlanan ve Klon Savaşları dönemini anlatan Medstar Duology (Battle Surgeons ve Jedi Healer), ve bu sonbahar yayınlanan Death Star romanı. Bu ortaklık nasıl başladı, birlikte işleri nasıl yoluna koydunuz ve bunun kolaylıkları ile zorlukları nelerdi? Her bir yazar belli başlıklardan mı sorumluydu yoksa bir takım olarak tek bir cümle üzerinde dahi birlikte mi çalıştınız?

Michael ReavesS.P.: Neredeyse 30 yıl önce bir bilim kurgu konferansında tanıştık. Sonra Los Angeles dışındaki bir yazım seminerine katıldık ve birlikte çalışmaya başladık. Zorlu bir bilimkurgu kitabı yazma işine girişti, ben de onun yardıma ihtiyaç duyabileceğini düşündüm ve o kitabı birlikte yazdık (Hellstar). Bir devam kitabı yazık (Dome), ve sonra beni televizyon animasyonları yazmak konusunda sürükledi. Biraz bunun üzerinde çalıştıktan sonra başka projeere yöneldik.

Ortak çalışmalarımızın türleri değişiklik gösteriyor. Bir araya gelip, fikirler üzerine düşünüp genel hatlar oluşturabiliyoruz. Bazen de ilk taslağı tamamen ben oluşturuyorum ve o tekrar yazıyor. Diğer zamanlarda da bir başa bir sona atlayıp, başlık başlık gidiyoruz veya üzerinde çalışılacak olan karakter ya da olayları aramızda bolüşüyoruz. Dövüş sahnelerinin çoğunu ben yazıyorum. I-5 droidi gibi bazı karakterlerin olduğu sahneleri de Michael yazıyor.

YS.COM: Hem Medstar İkilemesi’nde hem de Death Star’da, film karakterlerinden ziyade filmlerde varolmayan sıradan karakterler vurgulanıyor, Jos Vondar, Den Dhur veya Nova Stihl gibi. Bu hayranlar tarafından iyi karşılanmışa benziyor zira Skywalker’lar, Solo’lar, Palpatine veya Jedi’lar dışında galakside trilyonlarca kişinin varolduğunu unutmak çok kolaydır. Bunun altından nasıl kalktınız? Böylesi hiç duyulmamış karakterleri alıp okuyucuların sevip önemseyecekleri hale getirmek zor oldu mu?

Death StarS.P.: Eh, film karakterlerini fazla kurcalamak mümkün değil – onlar belli başlı hikaye hatlarına sahipler ve biz de bu hattı takip etmek zorundayız. Ama bizim yarattığımız karakterlere istedğimiz şeyi yapabilir ve yaptırabiliriz. Death Star kitabında orijinal Luke, Leia, Han, Chewie ve Obi-Wan’a yaptırdıklarımız bazı hayranların hoşuna gitti. Diğerleri bundan pek hoşlanmadı.

Kendi bakış açılarının dışından bakıldığında nasıl davrandıklarını görmek istedik.

YS.COM: Death Star romanında midi-chlorian’lar ile ilgili yeni bilgilere ulaşıyoruz, örneğin sıradan bir varlığın hücrelerinde ne kadar bulunabileceği gibi. Tüm bu midi-chlorian konsepti hakkındaki düşünceniz nedir? Sizce Güç’ü daha fazla anlamamıza mı yarıyor yoksa bu şekilde fiziksel bir gerçekçiliğe erişerek işin tüm mistikliğini mi kaçırıyor?

S.P.: Midi-chlorian fikri bence yeterince ilham verici değildi. Ben olsam bunu kullanmazdım ama bu benim oyuncaklarımdan biri değildi, ve bir kez önümüze konunca onunla uğraşmak zorunda kaldık.

YS.COM: Hem Bantam hem de Del Rey lisansları altında Star Wars romanları/çizgiromanları yazmış birkaç yazardan birisiniz. İkisini, onlarla olan profesyonel ilişkiniz ve editörlerin Genişletilmiş Evren’e olan yaklaşımlarını karşılaştıracak olursak  ne söyleyebilirsiniz?

S.P.: Her iki firmada da (ve Lucasfilm’de)  çok iyi editörler olduğundan adeta kutsanmıştık. Herkes yazacağı kitabın en iyisi olmasını ister ve biz de bunun için sonuna kadar uğraştık. Çalıştığım editörlerin hepsi – Tom, Lucy, Sue, Shelly, Leland – uzlaşmayı bilen, parlak insanlardı ve işlerinde iyilerdi. Her zaman her konuda anlaşamayabiliyorduk ve bazı kısıtlamalar olabiliyordu – kitapların G veya PG sınıfı olması gerektiği için cinsellik ya da argo kelimeler kullanılmamalıydı – fakat bu çok iyi bir deneyim olmuştu.

Shadows of the Empire en çok satanlar listesine girdiğinde Bantam bana kitabın deri ciltli ve altın yapraklı bir kopyasını göndermişti. Hoş bir jestti.

YS.COM: Genişletilmiş Evren’e genel olarak bir ilginiz var mı? Diğer Star Wars roman veya çizgiromanlarını okur musunuz?  Eğer okuyorsanız, Yavin Savaşı’ndan 40 yıl sonra geçen Legacy of the Force hakkındaki düşünceniz nedir? Büyük Üçlü (Han, Luke, Leia)’nün yeni maceraları ve Endor sonrası olaylar hoşunuza gidiyor mu?

S.P.: İtiraf etmek gerekirse Genişletilmiş Evren’i pek okumam. Arada sırada tanıdığım bir yazarın romanını veya çizgiromanları okurum, ama çoğu zaman yapacak o kadar çok işim oluyor ki takip edemiyorum.

YS.COM: En sevdiğiniz Star Wars yazarı kim (Michael Reaves hariç tabii ki :) )?

S.P.: Pek çoğunu tanıdığım için bir seçim yapmaktan çekiniyorum. Genellikle filmlerin havasını yakalayabilen yazarlardan hoşlanıyorum.

Coruscant Nights: Jedi TwilightYS.COM: Michael Reaves’in “Coruscant Geceleri Üçlemesi” üzerinde çalıştığını ve bunun ilk kitabının da 2008 yazında çıkacağını biliyoruz. Sizin de gelecekte başka Star Wars projeleriniz olacak mı? Keşfetmeyi en çok istediğiniz dönem hangisi olurdu?

S.P.: Ön cephede şimdilik bir şey yok fakat Reaves ve benim, daha önceden söz ettiğim gibi, yeni bir roman için kafamızda yeni bir fikir var. Neler olacağını göreceğiz.

YS.COM: İmza günlerine katılıyor musunuz? Hayranlarla ilişkileriniz nasıl?


S.P.: Evet, katılıyorum, çoğunlukla bilim kurgu toplantılarında ve bazen kitapçılarda da düzenleniyor. Hayranlarla bir araya gelmek ve onlarla konuşmak hoşuma gidiyor. Onlar olmasa ben işsiz kalırdım.

YS.COM: Shadows of the Empire veya Death Star romanlarının hiçbiri henüz Türkçe’ye çevrilmedi fakat çevrildiği zaman sizi burada bir imza günü için görmeyi isterdik.

S.P.: Bence bu ilginç olurdu, daha önce hiç Türkiye’de bulunmamıştım.

YS.COM: Son olarak, Türk Star Wars hayranlarına mesajınız nedir?


S.P.: Sizlerle buradan temas kurma imkanına sahip olabildiğim için çok sevindim ve onur duydum, ve elbette ki dileğim Güç’ün sizinle olması.

YS.COM: Zamanınız ve ilginiz için çok teşekkürler !

S.P.: Rica ederim. Fırsat verdiğiniz için teşekkür ederim.

Röportajın gerçekleşmesindeki katkılarından dolayı Cem Eğit (Nom Anor) ve Erman Çetin (Aaron Vinrie)'e sonsuz teşekkürler.

plants