Büyük
gün gelmişti. Tarih 1 Ekim 1999 idi ve ben sıra arkadaşım
Erdem ile (kendisi SW hayranı değil, sadece meraktan benimle
geldi :)) Taksim'deki Sinepop Sineması'na gittik. Salon pek
kalabalık değildi ancak bu keyfimi kaçırmamıştı.
Yıldız Savaşları'nın başlangıcındaki klasik sarı kayan yazılar
başladığı an tüylerim diken diken olmuş ve filmin atmosferine
kendimi kaptırmıştım. Ben Kenobi'nin genç halini ve isminin
Obi-Wan Kenobi olduğunu gördüğümde oldukça şaşırmıştım. Bununla
birlikte Darth Vader'in çocukluğuna tanık olurken kendi kendime
"nasıl olur da böylesine yetenekli, Jedi'a saygı duyan
bir çocuk ileride kötü tarafı seçer?" diye iç geçirmiştim.
Film ilerledikçe kahramanlar teker teker meydana çıkıyordu.
Eski üçlemede oldukça yaşlı olan Usta Yoda'yı sağlıklı görmek
bana oldukça huzur vermişti. Ayrıca Obi-Wan Kenobi'nin ustası
Qui-Gon Jinn'in karakteristik yapısı ve kabiliyeti gözümden
kaçmamıştı ve beni büyülemişti.
Qui-Gon ile birlikte yeni tanıştığım Jedilar da vardı. Örneğin
Mace Windu. Filmde onu dövüşürken görmemiştim ancak filmde
bana yansıttığı kadarıyla Jedi Konseyi'nin Yoda'dan sonra
en önemli söz sahibi Jedi'ı olması idi. Bu da bana Mace Windu'ya
saygı duymama yetti.
Prenses
Amidala'yı pek fazla önemsememiştim. Aynı şekilde Nute Gunray
ve Ticaret Federasyonu'nu da. Ancak Lord Sidious'u gördüğüm
anda içimden "Allah Allah" diyerek gaza gelmiştim.
Hele hele Darth Maul ortaya çıktığı an...Bir kere kullandığı
kılıcın modeli SW hayranı olmayan bir insanı bile etkilemeye
yeterdi. Vahşi görünüşü ile mükemmel bir görüntü sağlamaktaydı.
Filmin son sahnesinde resmen şok olmuştum. Çünkü Qui-Gon'un
ölmesini kesinlikle beklemiyordum. Ustasının ölümüne şahit
olan Obi-Wan, Maul'u öldürdüğü zaman ise içimden "haydaa,
ee şimdi nolacak?" diyordum.
Ancak
her şey bitmemişti elbette. Yalnız bir 3 sene daha beklemek
beni biraz da olsa üzüyor, ancak heyecanımdan hiçbir şey yitirmiyordum.