Bu
giriş kısmı aslında bir parça özet gibi olacak, ilerleyen
bölümlerde detaya ineceğim. Daha önceki anılarımın çoğunlukla
tarafsız insanlarca iyi yönde eleştirildiği ve önceki dönemden
bu yana birçok şey yaşadığım için anılarımın devamını yazmaya
karar verdim. Nitekim üzerinden bir yıldan fazla bir süre
geçti, hatıraları sıcak tutmak lazım. Hatırladığım kadarıyla
en son Temmuz 2002’den yazmıştım.
En
son yazdığım bölüme bakıyorum da, ne kadar iyimser, ne kadar
umutluymuşum. Güya aydınlığı görüp her şeyin iyi olabileceğini,
herkesle iyi geçinebileceğimizi ve güçlerimizi birleştirebileceğimizi
düşünmüşüm. Ne kadar safmışım.
Bu
sözlerimden de tahmin ettiğiniz gibi çok uzun zamandan beri
süregelen rekabet aslında dinmedi. Tamam, kinci olduğumu kabul
ediyorum, bunu daha önce de yazmıştım fakat olanca iyimserliğimle
yaklaşmama rağmen yeniden olaya karanlık bir bakış açısıyla
bakmaya zorlandım. Kendileri istediler, kendileri bilirler.
Yazdıklarımdan
ötürü suçlandım, hatta hikaye yazdığım, palavra sıktığım,
yalan söylediğim bile iddia edildi. Yazılarımın içerisinde
hakaret ve küfürler olduğu konusunda söylentiler çıktı. Çocukça
olduğu söylendi. İnsanın iç hissiyatını en doğal haliyle yazıya
aktarması, çocukça bulundu! Oysa anlamıyordum, beni tanımayan
insanların bile gözü kapalı bir şekilde boylarından büyük
önyargılarıyla beni nasıl suçlu bulduklarını anlamıyordum.
Onların iftiralarını yalanlayabilirim ve hatta bunu da kanıtlayabilirim.
Ama böyle olmamalı, benim istediğim herkesin gerçeği kendi
gözleriyle görmeleri. Beni tanıyan tanıyordu, neyin doğru
neyin yanlış olduklarını biliyorlardı. Çünkü yaşanan birçok
şeye şahit olmuşlardı.
Madem
bundan öncesi “çocukça” geldi, bundan sonrası “sert” olacak.