Aradan
3 yıl geçti, içimdeki S.W. hayranlığı giderek azalıyordu. Hatta
içimden “len amma abartmışım olayı” diye geçiriyordum. Birkaç gün
sonra müzik kanalları arasında gezerken MCM kanalında Star Wars
Episode II diye bir şey gördüm, ilk başta gözlerime inanamadım sonra
Jedi’ların arenadaki savaşını gördüm. En son gördüğüm şey ise muhteşemdi,
bence sağ kalan birkaç Jedi ortada toplanarak Güç meydana getiriyorlardı
ve droidleri savuşturuyorlardı. Tabii bunun böyle olmadığını filme
gidince öğrendim, kendimce bir senaryo yazmıştım gerçekten azıcık
(!) uzak bir halde. Derken 2002’nin 17 Mayıs’ı geldi ve Episode
II gösterime girdi, ben de arkadaşımla cumartesi günü gittim. Sinemaya
gittiğimizde hemen biletleri aldık ve beklemek için aşağı kata gittik.
Yukardan bir grup geldi, 3 kız 2 oğlan. Erkeklerden biri derin Star
Wars bilgisini(!) oradakilere anlatıyordu. Ben de yüzümde alaycı
bir ifadeyle onu dinliyordum, çocuk Darth Vader’ın Anakin Skywalker’ın
ta kendisi olduğunu söylüyordu, bunu da öyle büyük bir olay gibi
anlatıyordu ki gülmemek için kendimi zor tuttum. En sonunda adam
Palpatine’in Sidious’u öldüreceğini söyleyince gülmekten ağzımdaki
kola burnumdan çıktı. Tabii o bize aldırmaksızın engin S.W. bilgisini
(!) konuşturmaya devam ediyordu. En sonunda film saati geldi ve
salona girdik, hemen yerlerime kurulduk ve o altın sarısı yazıların
gökyüzüne doğru çıkışını yeniden izlemeye başladık. Ben gayet mutlu
bir şekilde -bu sefer yazılanlara dikkat ederek- filme konsantre
olmuştum. İlk yarı sıkıcıydı bence, konu hep Anakin-Padmé arasındaki
ilişki üzerine kurulu gibiydi. 2.yarı başladığında yine filme konsantre
olarak izlemeye devam ettim ve ilk defa bir filmde kendimi tutamadan
“oha“ dedirtecek bir sahne geldi: Bir Jedi ordusu ve bunun 100 katı
büyüklüğünde bir droid ordusu. Film bu andan sonra git gide daha
da güzelleşti. En sonunda Jedi’lar köşeye sıkıştı ve ölmek üzereydiler,
bundan tuhaf bir şekilde memnun oldum. Geçen yıllar içinde Sith’leri
Jedi’lara tercih eder olmuştum. Sonunda bir klon ordusu gelip Jedi’ları
kurtardı ve insanlar rahat bir “oh” çektiler. Bense onları küçük
görmeye başladım: ”Acaba kaçı Star Wars hakkında bilgi sahibiydi?
Acaba kaçı işlenen konu hakkında bilgi sahibiydi?” Sonradan bu sorumun
ne kadar haklı sorulduğunu anladım: Dooku, 2 Jedi şövalyesini yere
sermişti ve karşısında Yoda vardı. İnsanlar Yoda’yı görünce sanki
komedi filmindeymişler gibi gülmeye başlamıştı. Yoda’nın nasıl dövüştüğünü
gördükten sonra salon sus pus oldu, bu sefer de gülen ben olmuştum.
O anda aklıma bir söz geldi “Yoktur boyutların önemi, bana bak boyumla
mı ölçüyorsun beni ?” Film bitti dışarı çıktık. Arkadaşımla metroya
doğru giderken durmadan film hakkında konuşuyorduk, bu bana 1999
yılında ki o günü hatırlattı: benim “dinleyen”, arkadaşımın “anlatan”
konumunda olması. Bu sefer ufak bir fark vardı, anlatan bendim,
dinleyen ise başka biri. “Once I was but the learner, now I am the
master – DARTH VADER” Kızılay’a vardığımızda ben hemen korsan filmleri
aramaya başladım ve Star Wars Epiode II yazan CD ye hemen atladım,
direk eve geldim ve filmi yeniden izlemeye başladım, daha doğrusu
çalıştım. Ee, korsan film malum izlenmiyor, yarım yamalak da olsa
bir kaç saat önce izlediğim filmi yeniden izleyince hafızam yenilendi.
O gece Güçün benimle olmasını isteyerek uyudum.